Yazar : Türk Tarih : 1 May , 2009 Anıları ve Hakkında Yorumlar, Atatürk Devrim Modeli, Atatürkçü İdeoloji ve İlkeleri | 0 yorum
Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı ile Söyleşi
AYDINLANMA 1923: Kavram kargaşasının dorukta olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Bu bulanıklığı biraz olsun gidermek için Kemalist ideolojiyi ana hatlarıyla tanımlar mısınız?
KIŞLALI: Kemalizm bir çağdaşlaşma ideolojisidir. Bağımsızlık ve uluslaşma da çağdaşlaşmanın önkoşullarıdır. Bunları içeren bir çağdaşlaştırmayı gerçekleştirmeliyiz. Çağdaşlaşmayı demokrasiden soyut düşünüyor olamazsınız. Son dönemde dünyanın geçirmiş olduğu dönüşümler içinde Kemalizmin güncelleşmiş olmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi çağımızın önde gelen devrimcilerinin yanılgılarının ortaya çıkması Atatürk’ün ise doğru olanı yakaladığının anlaşılmasıdır. Lenin örneğin demokrasiyi ertelemiştir. Demokrasiyi belli bir aşamadan sonra gerçekleşecek bir olgu gibi düşünmüştür. Atatürk’ün bir devrimci olarak üstünlüğü hiçbir zaman demokrasiyi ertelememiş olmasıdır. İdeojisi demokrasiyle bütünleşmiş, kalkınma, hakça toplum ve demokrasiyi bir bütün olarak düşünmüştür. Bu açıdan da bir son değerlendirme yapmak gerekirse Kemalizm; üçüncü bir ideolojidir. Yani Ekonomik kalkınmayı, toplumsal kalkınmayı, siyasal dönüşümü, değişimi birbirinden ayrı parçalar olarak düşünmeyen üçüncü bir ideoloji olarak otaya çıkıyor. Devamını okuyun
Yazar : Türk Tarih : 1 May , 2009 Cumhuriyet Dönemi Siyaset-Politika (1938 - Günümüz) | 0 yorum
İkinci Cumhuriyetçiler ve dogma yaklaşımı
İkinci Cumhuriyetçi olarak nitelenen akım, Kemalist düzeni dogmatik olarak nitelerken, aslında kendileri dogmalar içerisinde yaşıyor. Bu akım Türkiye’nin asla İran’a dönüşemeyeceğini savunurken, tüm dünyada şeriat yönetimlerinin artmasına karşın, Türkiye’deki şeriatçıların yumuşadığını öne sürüyorlar.
Batının değerleri her ne kadar iyi olsa da, bu değerlere körü körüne bağlanmak, yozlaşmayı da beraberinde getiriyor. Özellikle, “Batı ne derse iyidir” yaklaşımı, küreselleşme ile emperyalizmi dokunmadan kabul etmek anlamına geliyor.
Önce İkinci Cumhuriyetçilerimizin kim olduklarını, bir insanın nasıl onlardan sayılabileceğini anlatmam uygun olur. Onlarınki apayrı bir dünyadır, ayrı bir paradigmadır bu. Radikal ve benzeri yayınları okumuyorsanız düşüncelerine şaşıp kalırsınız. Eğer Batı basınını izliyorsanız o denli şaşırmazsınız, çünkü onların bakış tarzıyla 2. Cumhuriyetçilerimizin bakış tarzı arasında büyük benzerlikler görürsünüz. Bu da, anlatacağım gibi, pek rastlantı değildir. Devamını okuyun
Yazar : Türk Tarih : 1 May , 2009 Anıları ve Hakkında Yorumlar, Cumhuriyet Dönemi Siyaset-Politika (1938 - Günümüz) | 0 yorum
Dün olduğu gibi bugün de, bazı politikacıların mantığında ve dilinde, kavramlar niteliklerini değiştirmektedirler. Bu gibiler, birbiriyle açıkça çelişen kavramları aynı zamanda savunabilmek gibi bir “hüneri” gösterebiliyorlar. İçtenlikten yoksun veya kavramları birbirinden ayırt edemiyen bu düşünüşteki kişiler, siyahla beyazı bağdaştırmanın yolunu buldukları kanısındadırlar. Böyle bir bağdaşma sonucunda ortaya çıkan artık gridir. Grinin, beyaz ya da siyah olmadığı şüphesizdir. “Vesayetle bağdaşan bir bağımsızlık” da, “tam ve gerçek bağımsızlık” değil, olsa olsa sadece “yarı bağımsızlık”; başka bir deyimle “yarı bağımlılık” dır. Hatta uygulamada, en önemli noktalar da kendisini gösteren bağımlılık, fiilen “tam bağımlılık” sonucunu bile doğurabilir. İşte bugün geri kalmış bir ülkenin, örneğin Türkiye’nin çeşitli önemli noktalarda ve alanlarda bağımlı duruma gelmesini küçümsemeye çalışan kişilerin tutum1arını aydınlatma bakımından, bu düşünü Sivas Kongresindeki öncülerini gün ışığına çıkarmak faydalı olacaktır. Gerçekten Sivas Kongresi sırasında, bu gibi kavram canbazlarına bol bol rastlanmaktadır. Bu nedenle zamanımızda, “Amerika’nın vesayetini kabul eden, onsuz yaşayamayacağımızı, ona tabi olmamızın normal bir şey olduğunu” belirten, hem de “bağımsızlık edebiyatından faydalanmayı ihmal etmeyen siyaset adamlarının varlığına tanık oldukça, Sivas Kongresindeki Amerikancıların sözlerini ve tutumunu hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor. Devamını okuyun
Yazar : Türk Tarih : 1 May , 2009 Cumhuriyet Dönemi Siyaset-Politika (1938 - Günümüz) | 0 yorum
Türkiye’nin ulusal birliği ve bütünlüğünden yana olan kesimler, bu öneriye sıcak bakarak, böylesine bir doğrultuda çalışmalarını ve çabalarını hızlandırırken, ülkemizin emperyalist baskılar altında kalmasına sıcak bakan mandacı ve işbirlikçi toplum kesimleri ise böylesine bir oluşumu önleyebilmek üzere, kamuoyunun karşısına yeni senaryolarla çıktılar. Gelecekte Türkiye’nin bağımsız siyasal bir göç olarak, dünyanın merkezi coğrafyasında etkin olmasını istemeyen kafadan ve cepten dışa bağımlı kişi ve grupların, Türkiye’nin tam sömürge durumuna düşürülerek, zaman içinde ortadan kalkmasını sağlayacak bir arayış içine yeniden girdikleri açıkça ortaya çıkmıştır.
Devamını okuyun
Yazar : Türk Tarih : 1 May , 2009 Cumhuriyet Dönemi Siyaset-Politika (1938 - Günümüz) | 0 yorum
Türkiye, son yıllarda sürekli olarak dıştan dayatılan reformlarla uğraşmak zorunda bırakılıyor. Birilerinin çok acelesi olduğu için, bir an önce istedikleri aşamaya gelebilmek için dışarıdan içeriye doğru sürekli olarak bir inisiyatif yönlendirmesi yapmaktadırlar. Böylesi dışmerkezli bir emperyalist oyuna bütünüyle Türk toplumu alet edilmek istenirken Türk ekonomisinin köşe başlarını tutan kadrolarla medyada etkili olan işbirlikçi mandacı gruplar, ülkemizi böylesi bir maceraya doğru el birliği ile sürüklemektedirler. Yüzyıllar önceden hazırlanmış bir plan ve bu doğrultudaki proje uğruna büyük bir ulusal kurtuluş savaşı vererek kurmuş olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti tasfiye edilmektedir. Bu gerçek artık saklanamayacak kadar açık ve net bir biçimde Türk kamuoyunda kesinlik kazanmıştır. Devamını okuyun
Yazar : Türk Tarih : 1 May , 2009 Cumhuriyet Dönemi Siyaset-Politika (1938 - Günümüz) | 0 yorum
Gerici (mürteci) sözcüğünü kimsenin üstüne alınmadığı açık olmakla birlikte, Türkiye’nin içinde yaşadığı olağanüstü durum nedeniyle gericilik (irtica) ve emperyalizm birlikteliği bizler için özel anlam ifade etmektedir. Bu birlikteliğin dayandığı ilişkiler düzeninin ortaya konulması geleceğimiz için çok önemlidir. Çünkü bu iç içelik çoğu kez önemsenmeyen büyük bir gücü temsil etmektedir.
Türkiye’mizde gericilik (irtica) ve emperyalizm kendi özgür iradeleri ile mi yan yana gelmişlerdir, yoksa onları kendi özgün amaçları mı birleştirmiştir, gericilik ve emperyalizmin birlikteliği derken neyi kastediyoruz? Devamını okuyun
Yazar : Türk Tarih : 1 May , 2009 İlk 30 yıl (1881 - 1919) | 0 yorum
Atatürk’ün yaşamında (1881-1938) ilk olağanüstü başarısı, 1893 yılında, çocukluk çağında, orta öğrenimi döneminde matematik dersinde olmuş ve bunun sonucu olarak dersin öğretmeni O’nun adına “Kemal” ismini eklemiştir. Atatürk, Selanik Askeri Rüştiyesinde” geçen bu olayla ilgili anısını şöyle anlatıyor :
” … Rüştiyede en çok matematiğe merak sardım. Az zamanda bize bu dersi veren öğretmen kadar belki de daha fazla bilgi edindim. Derslerin üstündeki sorularla uğraşıyordum, yazılı sorular düzenliyordum. Matematik öğretmeni de yazılı olarak cevap veriyordu. Öğretmenimin ismi Mustafa idi, bir gün bana dedi ki :
- ” Oğlum senin de ismin Mustafa benim de. Bu, böyle olmayacak, arada bir fark bulunmalı. Bundan sonra adın Mustafa Kemal olsun. ” O zamandan beri ismim gerçekten Mustafa Kemal oldu.
Öğretmen sert bir adamdı. Sınıfta birinci, ikinci tanımıyordu. Bir gün bize : Devamını okuyun
Yazar : Türk Tarih : 5 Ara , 2008 ... - 1950 | 0 yorum
Savaşlar ve iç karışıklıklar, Osmanlı Devleti’ni maddi ve manevi. kayıplara uğratmış; toprak kayıplarının yanı sıra ülkenin idari, mali, ekonomik, adli ve sosyal bakımdan düzenini bozmuştur. Yapılan savaşların bir sonucu olarak da, Anadolu’da yer yer karışıklıklar çıkmış, iç . düzen bozulmuştur. Devletin bu karışıkları önlemek için uzun bir mücadeleye girmesi, mali durumunda bozulmasına ve sıkıntılara düşmesine zemin hazırlamıştır (Halaçlıoğlu, 1988; 29). Askerlerin ulufeleri (maaşları) ve savaşların başka giderleri, Devlet hazinesini bomboş bir hale getirmiştir. Hazineye gelir bulup bu giderleri karşılamak için, türlü türlü vergiler çıkarılıp salınmıştır. Devlet ekonomisinin bozulması, bazı iç ihtiyaç maddelerinin dışarıdan sağlanmasına yol açmış ve bu sayede. de bir kısım paranın yurt dışına çıkması, mali istikrarsızlığın daha da büyümesine yol açmıştır. Devamını okuyun